Özel Ödüller

MUTFAKTA  MİLLΠ

Yürütme Kurulu her yıl bir kişiye “Emek ve Onur Ödülü” verir. Bu ödülün adayını Yürütme Kurulu belirler. 2015 yılı ödül teması “MUTFAKTA MİLLΔ olup, bu ödülün Sayın Rasim Özkanca'ya verilmesi uygun bulunmuştur.

Rasim Özkanca Profesyonel iş yaşamına Fransız firması Vagon Lee Company'e ait yemekli vagon restoranlarının işletmesini alarak başladı. Kardeşleri  ile birlikte 1985 yılında, kapanmakta olan ve adını aynı yerde bulunan Zahire Borsası'ndan alan Eminönü'ndeki Borsa Lokantası'nı satın aldı.

Borsa, aynı isimle menüsüyle bir Türk esnaf lokantası olarak günde 1000-1500 kişiye hizmet verdi. Daha sonra Eminönü-Sirkeci piyasasının yer değiştirmesi ve ticaretin kalbinin Osmanbey'e kayması sonucu yer değiştirip Osmanbey'de hizmete başladı.  Daha sonra  birinci sınıf bir Türk Lokantası olsun isteği  ile  Lütfi Kırdar Kongre Sarayı yiyecek içecek ihalesine girdi. Borsa Lokantası'ndaki mevcut menü yanına  balık ve kebap türlerini de ilâve ederek, şık bir mekân ve doğru servis anlayışında Türk mutfağı' kimliğiyle Boğaziçi Borsa Restoranlarını kurdu.

Boğaziçi Borsa, bugün uluslararası basının da yakından takip ettiği, tüm yabancı devlet adamlarının Türkiye'yi ziyaret ettiğinde yemek yemeği tercih ettiği isimlerden biri. Türkiye coğrafyasının zenginliğinin farkına vararak, geleneksel usûllere sadık kalarak ve modern pişirme tekniklerini kullanarak bir konsept geliştirdi.  Daha sonra Adile Sultan Sarayı Borsa, ardından İstinye Park Borsa Restoran geldi. Rasim Özkanca gelecek ile ilgili düşüncelerini şöyle özetliyor: “35 senedir Türk mutfağı alanında yapmış olduğum araştırmaları, reçeteleri bir kitaba taşımayı planlıyorum. ‘Borsa”dan Türk Mutfağı’ olacak ismi ve kim alırsa alsın istediği tarifi mutlak başarıyla uygulayabilecek. Kitap bitince ise profesyonel bir aşçılık okulu açıp bilgi, beceri ve tecrübelerimi orada aktarmak istiyorum. Bunun için yer araştırmasındayım. Yetenekli gençleri Türk mutfağı konusunda eğitmeyi ve onların yurtiçi ve yurtdışında mutfağımızı en iyi şekilde temsil etmelerini istiyorum. Avrupa'dan ve Amerika’dan arkadaşlarım arayıp sürekli Türk mutfağını bilen aşçı talep ediyorlar.”

 

KİMLİKLİ ŞEHİRLER YOLUNDA ÜÇ BAŞARILI YÖNETİM

 

Alaçatı Ot Festivali

Özellikle son on yıldır özel sektör ve yerel yönetim işbirliği, Alaçatı'da yaşamayı tercih edenlerin gönüllü katkıları ve halkın karşılıksız çabaları ile turizm bakımından örnek gösterilecek bir gelişme ivmesi kazanan “Alaçatı Ot Festivali” bölgeye önemli kazanımlar sağlıyor.

Festival otellerin doluluk oranı kadar çevre temizliği, gelen turist sayısı kadar değerlerini yaşatmak ve bunları sonraki kuşaklara ve konuklarına aktarmak gibi önemli misyonlar üstlenmiş. Festival Alaçatı'nın, Alaçatılıların yüzyıllardır yaşattığı mutfak alışkanlıklarını, kültür birikimini, ülkemize ve dünyaya tanıtmayı da hedefleri arasına koymuş. Alaçatı festivalini düzenleyenler duygularını, “Alaçatı’yı bahar tazeliğinde yaşayabilmek bir ayrıcalık! Bu nedenle her bahar, doğanın uyandığı, bin bir çeşit otun çevremizi bezediği bir dönemde bu festivali yapıyor ve bunun geleneksel hâle gelmesini istiyoruz. Alaçatı'nın doğallığına, kucaklayıcı sıcaklığına, kaynatılmış reçellerin, bin bir otla yapılmış yemeklerin, böreklerin üzerine serpilmiş çörekotlarının kokusu karışsın istedik bu festivali düzenlerken...” sözleri ile ifade ediyorlar...

Festival, her yıl bir önceki yılda yemek yarışmasına katılan tüm yemeklerin tariflerinin derlendiği bir kitap çıkarıyor. İnsanlığa miras kalsın, gelecek kuşaklara aktarılsın, binlerce yıldır bu topraklarda biten otların adı yaşasın, unutulmasın istiyorlar…

 

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi   / Emine Göğüş Mutfak Müzesi

Gaziantep Kalesinin güneyinde bulunan ve yapımı 1909 yılına tarihlenen Göğüş Konağı, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından 2008 yılında restore edilerek Türkiye'nin ilk ve tek mutfak müzesi unvanına sahip  “Emine Göğüş Gaziantep Mutfak Müzesi” adıyla açıldı. Müzede Gaziantep'in geleneksel mutfak kültürü tanıtılmakta. Gaziantep Mutfağı'nda kullanılan tabak, bardak, çatal, kaşık, bakır eşya, sahan, sefer tası gibi mutfak malzemeleri özel vitrinlerde sergilenmektedir.

Her odasında ayrı bir temanın işlendiği müzenin duvarlarında Gaziantep mutfağında kullanılan etler, baharatlar, bakliyat, hamur işleri ve tatlıların resimli afişleri ve yemek tarifleri var. Amaç bu yemeklerin tariflerinin ve tariflere hayat veren geleneksel mutfak sanatlarının geleceğe taşınması. Emine Göğüş Mutfak Müzesinde Gaziantep içecek kültürü, özel gün yemekleri, tekke sofrası ve misafir ağırlama adabı da temsilî olarak canlandırılıyor.

 

Tıbbî ve Aromatik Otlar Müzesi

“Hatay Tıbbî ve Aromatik Bitkiler Müzesi”, yüz yıl önce inşa edilen ve zamanla metruk hâle gelen ve restore edilen bir Antakya evinde 2013 yılında hizmete girmiştir. Antakya kentsel sit alanı içinde yer alan bu tescilli yapı, inşa edildiği ilk yıllarda ve daha sonraki sahibi Halef Yalçınkaya tarafından  konut olarak kullanılmıştır. Halef Yalçınkaya’dan sonra kaderine terk edilen ve zamanla oturulamaz hâle gelen bina 2010 yılında dönemin Hatay Valisi Celalettin Lekesiz’in özel gayretleri ile Hatay İl Özel İdaresi tarafından satın alınıp restore edilerek yeniden hayata döndürülmüştür. Bölgenin durumu ve yapının konumu dikkate alınarak Hatay’ın tarihî birikimi ile doğal zenginliklerini birlikte değerlendirmek ve kültür turizmine yeni bir boyut kazanmak amacıyla hazırlanan özel bir projeyle Hatay Tıbbî ve Aromatik Bitkiler Müzesi olarak tasarlanmıştır. Dört ana birimden oluşan yapının teras olarak kullanılan üst katlarında 280 ayrı bitki türünün fotoğrafları sergilenmekte, alt katlarda beş odada Hatay’a özgü tıbbî ve aromatik bitkilerden elde edilen, kullanıma hazır nihaî ürünler ziyaretçilerin dikkatlerine sunulmaktadır. Terasın altında kalan bölüm, ziyaretçilere sunulmak amacıyla Hatay’a özgü bitki çaylarının ve şerbetlerin hazırlandığı mutfak olarak fonksiyon kazandırılmıştır. Binanın iç avlusu da ziyaretçilerin hoşça vakit geçirebilecekleri bir alan olarak hizmet vermektedir.

 


YEDİ BÖLGE YEDİ LEZZET NOKTASI 

Yedi bölgeden bulundukları bölge mutfakları kapsamında faaliyet gösteren  yedi  yiyecek ve içecek işletmesi:

 

Lokmahane   /   Konya   /   İç Anadolu 

Lokma pek çok tarikatte, özellikle Mevlevîlik, Kalenderîlik, Alevîlik ve Bektaşîlik'te “Can” lar ile yenilen rızkın, nimetin adıdır. Bu tasavvuf anlayışlarında nimete şükür ve saygı vardır, asla tamah yoktur. Yaşam felsefelerini “Bir lokma bir hırka.” olarak tanımlayan ve “Bulunca paylaşırız, bulamayınca şükrederiz.” diyen dervişler dünyevî nimetlere hürmetlerini de ifade etmişlerdir.

Bulunca paylaşmak, olmayana da vermek, kardeşine, sevdiğine, dostuna, misafirine ikram etmek bir Anadolu geleneğidir. “Tanrı misafiri” kavramıyla ifadesini bulan Anadolu’nun bu kadim geleneği “Ihlamur ve Çınar” hikâyesiyle Yunan Mitolojisinde de yer alır. Anadolu Efsanesinde de, Anadolu Selçuklusunda da, Osmanlıda da hem dinî hem örfî motifler olarak köklenir ve bu güzel haslet Anadolu’nun her yöresinde, her beldesinde her köyünde hep yaşanır.  Lokmahanemiz siz dostlarla misafir etme zevkini paylaşmak, bir şükre ortak olmak, canlara ikram etmek ve sizin de dostlarınıza bir ikramda bulunmanızı sağlamak için kurulmuştur. Kârdan çok hizmete odaklı işletme amacıyla sizleri bekliyor, sizlerle soframızı, lokmamızı paylaşmak ve ikram etmek istiyoruz.   

Lokmanhanemizde yemek listemizi hazırlarken Anadolu Selçuklu ve Osmanlı kültürleri ile yoğrularak oluşmuş Konya ev mutfağına ağırlık verilmiştir. Eski Konya ev mutfağı çok zengindir. Hamur işlerinde ağırlıklı olan bu mutfakta etli ve meyveli yahniler, erişteler, çeşitli bütümetler, sebzeli bütümetler (ortalar), hoşaflar, kompostolar, şerbetler, tiritler, sündürmeler, paparalar, helvalar ve kayganalar da bu zenginliğe katkı sağlarlar. Etli dolmalar, kuru dolmalar, zeytinyağlı yaprak sarmaları, vişne tiridi ve üzeri ballı höşmerim tatlıları, katmerler say say bitmez bu mutfağın nimetleri...”

 

Mustafa'nın Kahvaltı ve Yemek Dünyası   /   Diyarbakır   /   Güneydoğu Anadolu

Yedi yaşından itibaren Babası Hacı Mehmet Usta'nın elinde bir çırak gibi çalışmakla lezzet dünyasındaki hayatına başlayan Mustafa Usta, Diyarbakır'ın en tarihî yerlerinden biri olan Hasanpaşa Hanı'nda gerçek bir Kahvaltı Dünyası keyfini yaşatıyor. Hacı Mehmet Usta peynir, turşu, yerli pastırma, kavurma, baklava ve börek tadında Diyarbakır'da nam salan bir adres olarak bugünkü Kahvaltı Dünyası'na da çok büyük bir damak tadı miras bıraktı. 

Namı diğer Turşucu Hacı Baba'dan bu damak tadını devralan Mustafa Usta şimdi Diyarbakır'da otantik, turistik, tarihî Hasanpaşa Hanında Türkiye'nin ve dünyanın ünlülerini ağırlıyor. Onun mekânına uğrayanlar gözlerini bu tatlar içinde açan Mustafa Usta'nın elinden kahvaltı yapmış olmanın verdiği güzelduygularla memleketlerine dönüyorlar. Hasanpaşa Hanı Mustafa'nın Kahvaltı ve Yemek Dünyası 200 kişilik geniş, ferah tarihî dokusu ve yılların vermiş olduğu tecrübe ile gerçek bir kahvaltı keyfi yaşatıyor. Zengin kahvaltı seçeneğinde sadece peynirde 14 çeşit bulunmaktadır. Diyarbakır'ın yerli peynir çeşitlerinin yanı sıra Hakkâri, Şırnak, Siirt, Bitlis ve Van'a kadar birçok peynir tadını Mustafa'nın Kahvaltı ve Yemek Dünyasında bulmak mümkün. İşletme Diyarbakır usûlü Kaburga Dolması gibi yerel lezzetlere de menüsünde yer veriyor. 

 

Rengigül Konuk Evi   /   Bozcaada   /   Marmara      

“Rengigül Konuk Evi” 1876 yılında inşa edilmiş bir Rum konağıdır. Birinci dünya savaşında İngilizlerin karargâhı olarak kullanılmış; savaştan sonra İngilizlerin adayı terk etmesiyle Kaymakamlık binası, daha sonra Kaymakamlık lojmanı olarak hizmet sunmuştur. Hazineye ait olan bina daha sonra açık artırmayla satışa çıkarılmış, evi satın alan Kakmi ailesi kızları Mariya evlenirken evi çeyiz olarak damada vermiştir. 1977'de adadan ayrılan aileden Özcan Germiyanoğlu evi satın alınmıştır. Bina 1997 yılına kadar ev olarak kullanılan bina, bu tarihten itibaren Rengigül Konuk Evi olarak hizmet vermeye başlamıştır. Burası mimari yapısıyla olduğu kadar iç ve dış dekorasyonu ile de ilgi çekici, eski zamanlara dair kendinizden bir çok şey bulabileceğiniz ve lila melekler ile huzur içinde olduğunuz yaşayan bir mekândır. 

Ev yapımı reçellerin gözde olduğu zengin kahvaltısı, dostlarla bahçede yenilen yerel yemekler ve öğle uykuları da cabası. Annenizin evini mi özlediniz, işte tam size göre bir yer...

 

Gül Evi   /   Safranbolu   /   Karabük   /   Karadeniz

Gül Evi, konaklama değil bir yaşatarak yaşama projesi olarak ortaya çıkmış. Proje, bugün UNESCO Dünya Miras Listesinde bulunan Safranbolu’da 18. yüzyılda gelişen yaşam zenginliği ve duyarlığın günümüzde de yaşatılması amacıyla başlatılmış. Bir Canbulat Turizm ve Ticaret Ltd. Şti., kuruluşu olan Gül Evi Safranbolu, Gül ve İbrahim Canbulat’ın ortak katılım ve katkılarıyla gelişmekte. Gül ve İbrahim Canbulat, 2001 yılında İstanbul'dan gelip Safranbolu'ya yerleşmiş, komşu üç Osmanlı konağını satın alıp restore ederek işletme haline getirmişler. Üçü de 18. yüzyıldan kalma konaklar, zaman ve insan eliyle oluşan bozulma ve yıpranmalar giderilerek özgün mimari yapılarına kavuşturulmuş, bugünkü işlevleri için zorunlu olan çağdaş donanım ise, Osmanlı konaklarının özgün bütünlüğü örselemeksizin uyarlanmış. 

Gül Evi Safranbolu, 18. yüzyılın incelmiş yaşam keyfini, çağdaş kolaylaştırıcılardan taviz vermeksizin sunuyor. Hacımemişler Konağı’nda bulunan Aquarius ve Gülnar Restoran'da, önceden rezervasyon yapılması koşuluyla gruplara, özel ziyafetler sunuluyor. Ziyafetlerde Batı Karadeniz Bölgesi’nden derlenen “Paphlagonya Menüsü” bölgenin zengin yemek kültürünü masanıza getiriyor…

 

Sveyka  Restaurant   /   Hatay   /   Akdeniz 

2005 yılında restorasyonuna başlanan Sveyka Restaurant'ın olduğu bina 1944 yılında Abbud Mizraki ve eşi Milo Mizraki tarafından yaptırılmış. 1948 yılında Abbud Mizraki'nin  ölümünden sonra, Madam Milo binayı satıp Amerika'ya yerleşmiştir. Bina Havra ile bitişik, Sarımiye Câmiine10 m., Katolik Kilisesi'ne 45 m., Habib-i Neccâr Câmiine 200 m.mesafededir. Aynı zamanda  dünyanın ilk ışıklandırılmış caddesi olan Kurtuluş Caddesi üzerinde yer aldığından yerli ve yabancı turistlerin rahatlıkla görebilecekleri bir yerde konumlandırılmıştır. Binanın özgün planının korunmasına yönelik hassasiyetler gösterilmiş, geometrisini oluşturan dış duvarlara hiçbir müdahalede bulunulmamıştır. Özgün planlı odaların arasındaki ayırıcı elemanların kısmen  kaldırılmış olması, kat içerisinde farklı kot ve desenlerde yapılmış olan  yer döşemesinde  Marsilya'dan gelmiş olan karolar aslına uygun olarak yeniden düzenlenmiştir. Çatı orijinaline uygun yenilenmiş, bina cephesinde bulunan ahşap doğramalar, ahşap panjurlar, demir işlerinin bakım ve temizliği yapılarak korunmuş, deformasyonlar ve eksiklikler aslına uygun olarak tamamlanmıştır.

Antakya mutfağının sunulduğu Sveyka Restaurant yapısal özellikleri ile olduğu kadar lezzetleri ile de  yerli ve yabancı tüm konuklarımızın beğenisini kazanmıştır.

 

Akdamar Restoran   /   Van   /   Doğu Anadolu

Restoran  yaklaşık 25 yıldan beri turizm alanında yerli ve yabancı turistlere hizmet vermekte. Akdamar Adasına en yakın noktada Akdamar İskelesinin karşısında bulunan restoranda Van Gölü manzarasında yemek verilmektedir. Yeme içme gibi hizmetler yanında piknik, kamp, çadır ve karavan hizmeti de sunulmaktadır. Yıllarca, nesilden nesle aktarılan Van Kahvaltı Kültürünün eşsiz lezzetiyle Van Gölünün kıyısında  Otlu peynir, Artos balı, kavurma, murtuğa, Van cacığı, melemen, tereyağı, taze köy yoğurdu - köy sütü,  köy yumurtası ve kaymak  ile ters lâleler arasında kahvaltı etmenin tadı bir başka. Van klasiği olan kahvaltı yanında yerel yemeklerin tadına bakabilirsiniz, sadece Van Gölü'nde yaşayan ve fosfor bakımından çok zengin olan İnci Kefali'nin (Van Balığı) eşsiz tadını ızgara ya da tavada taze olarak deneyebilirsiniz...

 

Mutfak Girit   /   İzmir   /   Ege

Girit mutfağının lezzetlerini, ev yemeği tarzında sunan gerçek bir gurme mekânı “Mutfak Girit”. Alsancak ve yaz döneminde Çeşme-Alaçatı şubesiyle lezzet sunan bu şirin restoran, Akdeniz-Ege mutfaklarını sevenler için gerçek bir cennet. İzmir'de her daim sevilen lezzet duraklarından Mutfak Girit, sahibi Huriye Hanım’ın lezzet deneyimi ve titizliği ile dikkat çekiyor. Dünyanın en sade ama en sağlıklı mutfağı olarak nitelenen Girit mutfağının en sevilen çeşitlerinin sunulduğu bu keyifli ve şık lokantada bütün yemekler en kaliteli zeytinyağları ile hazırlanıyor. Özellikle zengin ot çeşitleriyle tanınan bu mutfağın ünlü otları özenle hazırlanıp pişirildikten sonra sofranıza getiriliyor. İzmir'in yakın çevresinden günlük toplanan taze otlar, Tire’nin meşhur yoğurt ve peynirleri, İzmir'de bulunabilecek en taze sebzeler, Ödemiş’in meşhur sarı patatesi, menüdeki lezzetlerin doğallığının bir göstergesi. Doğal olmayan hiçbir malzemenin ve katkı maddesinin içeri giremediği lokantada, tüm yemekler günlük hazırlanıyor. Hepsi birbirinden leziz, eski ananevî yemeklerimizi hatırlatıyor… Yazlık ve kışlık olmak üzere iki farklı mönüleri mevcut...

 


TÜRKİYE'DEN   ÜÇ RESTORAN    

Bölgesinde en iddialı üç farklı konsept restoran: 

 

Mancar   /   İzmir 

MaNCaR ailesi olarak, Ege mutfağını evrensel gastronomi standartlarına taşımak ve misafirlerimize dünya lezzetleri seviyesinde bir yemek deneyimi yaşatmak için yola çıktık. İstedik ki; düşünen, sorgulayan, dikkate alan ve kendinden öncesini bilen bir mutfak sunalım. Dünyanın yemekte aldığı mesafenin farkında olan, bu mesafeyi ciddiye alan ve  her geçen gün daha çok Ege, daha çok MaNCaR olan bir mutfak! Biliyoruz ki; zeytini ve zeytinyağını hayatımıza hediye eden Ege toprakları ve onun üzerinde kurulmuş muazzam medeniyetler, bunca gelişmeye rağmen, bir tutam ot çabasından vazgeçmemiştir…

 

Matbah   /   Osmanlı Saray Mutfağı   /   İstanbul

Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllar boyunca geniş coğrafyalarda hüküm sürmüş ve farklı milletlerle komşuluk etmiştir. Bu zaman dilimi içerisinde toplumların yaşam kültürleriyle bir sentez oluşturmuş ve bereketli toprakların sunduğu tatlar ile Osmanlı saray mutfağının zenginleşmesini sağlamıştır. Uzun yıllar boyunca, kütüphanelerde gerek Osmanlı Türkçesiyle yazılmış, gerekse Türkçeye tercüme edilmiş pek çok yazılı kaynak üzerinde ciddi araştırmalar yapan işletme bu araştırmalar sonunda birçok tarifi/reçeteyi  açığa çıkartmış, bu yemekleri kültürümüze tekrar kazandırmış ve Osmanlı saray mutfağının özel lezzetleri olarak yerli ve yabancı misafirlerin beğenisine sunmuştur. Mevsimlik hasat dönemlerine göre yaz, kış ve bahar aylarında bazı farklılıklar gösteren reçeteler, “Matbah-ı Berây-ı Has Yemekleri” koleksiyonu olarak restoran menüsünde yer almaktadır.

Sultanahmet ve Osmanlı Saray Mutfağı. Her iki ifade de birbirlerine ne güzel yakışıyorlar. Yüzyıllar boyunca Osmanlı'nın kalbi olan bir bölgede, Osmanlı saraylarında servis edilen yemekleri tatmaktan keyifli ne olabilir. Matbah Osmanlı Saray Mutfağı, sizi yalnızca yemek yemeye değil, mutfak kültürümüzü tekrar keşfetmeye çağırıyor…

 

Göksu Lokantası   /   Ankara    

Göksu Lokantaları kendilerini konukları, çalışanları ve yöneticileri ile çok geniş bir aile  olarak görüyorlar... Ankara’da  iki farklı bölgede hizmet veren işletme bu anlayışla yönetiliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli işletmeler gelen konuklarını ilk günün heyecanı ile ailelerinin bir ferdi olarak sevgi ve saygı ile ağırlamakta. İlkeleri güleryüz, hijyen, doğallık olan Göksu Lokantaları, lezzette ve hizmette sürekliliği nasıl daha iyi yapabiliriz amacını gütmekte...

Göksu Lokantaları  Osmanlı mutfağından, yöresel mutfaklardan  pek çok çeşidi, mevsimine  göre günlük taze balıkları misafirlerine sunmakta. Kullandıkları ürünlerin çoğu kendi çiftliklerinde doğal yollarla yetiştirilmekte ya da kendi yörelerinden özel olarak tedarik edilmektedir.

Göksu lokantası 19 Şubat 1989'dan beri Ankara Kızılay Bayındır 1 Sokak No: 22'de hizmet vermektedir. Müessese, Kızılay’a gelmekte zorlanan misafirlerinin ısrarı üzerine Göksu’ya özgü titizlik anlayışıyla beş sene süren bir uğraş sonunda ikinci şubesini 19 Şubat 2009'da Nenehatun ve Tahran caddelerinin kesiştiği köşede hizmete açtı...  

 

                           

TÜRKİYEDEN ÜÇ YILDIZ ŞEF 

Anadolu coğrafyasından özgün ürünler, pişirme teknikleri ile Anadolu mutfaklarının bilinirliğine katkı sağlayan üç  mutfak şefi.   

 

Melih DEMİREL   

Amerika'da New York CIA’de (The Culinart Institute of America) 18 aylık zorlu bir eğitim  süresi sonrasında yıllarca Blue Hill Stone Barns adı ile Farm To Table restoranda, French Laundry ve Daniel Bloud gibi Michelin yıldızlı mutfaklarda, ardından da Çeşme'de Alavya ve Les Cargot, İstanbul'da Gile'de çalışmış şef Melih Demirel için her yemeğin özel bir hikâyesi var.  Michelin yıldızlı restoranlarda dirsek çürüten bir şef  olarak sokak lezzetlerinden ilham alan  menüler üzerinde yoğunlaşıyor… Bu çerçevede  Tabla İstanbul  gibi farklı bir konseptin kurucularından olan Melih Demirel, Türkçe'de karşılığı olmayan güzide kavramlardan biri olan 'Comfortfood'u da gündeme taşıyor. Kısaca yediğinizde nostaljik çağrışımlara neden olan, duygusal konfor yoğunluğu  yaşatarak iyi hissettiren yemekler bütünü. Melih şef mutfağında  iddialı olduğu kadar, duygusal konforu son lokmasına kadar yaşatan  menüleri ile de tanınıyor. Türk mutfağının farklı yerel kırılımlarını yenilikçi yorumlarla sunuyor. Böylece hem alışık olduğunuzu, hem de yepyeniyi bir arada tatma fırsatını tanıyor.

Melih Demirel felsefesini: “Geleneksel mutfağımızın lezzetine, önce annemizin sıcak mutfağından, ardından da alaylı şeflerin mütevazı lokantalarından çıkan yemeklerle aşina oluruz, çoğu zaman amacım bu lezzetleri dünya lezzetleri hâline getirmek.” şeklinde anlatıyor…    

 

Ali RONAY

Aşçı olma fikri ilk olarak Amerika’ya okumaya gittiği 1995’te Mutfak Sanatları Bölümü’nü tanımasıyla başlayan şef, Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümünde okurken Ankara’ya geri dönüş kararı vererek Gazi Üniversitesi Vakfinın Ah&Ma Otel İşletmeciliği okuluna kaydolmuş. Ankara Hilton'un mutfağının tam bir okul  atmosferinde Chef Volfgang Godl ve o zamanlar pastane şefi olan Christophe Perirngerard  gibi dünya çapında isimlerle çalışan şef  daha sonra Fransa'da L'Institut Paul Bocuse, Ecole Des Arts Culinaires et de L'Hôtellerie'de Fransız mutfağı üzerine eğitim almış. Ali Ronay, 2002-2004 yılları arasında ABD Washington'da bulunan Cities Restaurant'ta Sous Chef olarak görev yapmış. Yine Washington'da Felix Restaurant & Spy Lounge'da ve ABD çapında basında da adından övgüyle bahsedilen Leftbank Wired Bistro Lounge'da çalışan şef kariyerine Azerbaycan'da devam etmiş. Ronay, Bakü'nün 5 yıldızlı butik oteli Excelsior Hotel'de Executive Sous Chef olarak da görev yaptıktan sonra Nişantaşı Sofa Otel'in restoranı Tuus'un açılışı için Türkiye'ye dönmüş. Bakü'ye, 2006 yazında açılan The Sultan Inn Boutique Hotel'in restoranlar ve tüm yiyecek-içecek operasyonundan sorumlu Executive Chef olarak geri giden Ronay, 2008 yılında Marmaris Dionysos Hotel'de aldığı Executive Chef'lik göreviyle Türkiye'ye dönüş yapmış. Şef Ali Ronay Mayıs 2009 itibariyle The Ritz-Carlton, ana restoranı Çintemani'de Chef de Cuisine olarak görev  yaptıktan sonra halen Raffles Restoran şefliğini  yürütüyor. 

İngilizce, Azerice, Rusça ve İspanyolca konuşan şef Ronay 31 yaşında. Ali şef, “Aşçılar için mutfak bir yaşam tarzıdır.” felsefesine yürekten inanıyor...

 

Eyüp Kemal SEVİNÇ

Kariyerine başladığı 1995 yılında, ilk defa düzenlenen ulusal aşçılık yarışmasında Türkiye birincisi seçilerek bu yoldaki hedefine öncülük edecek ilk ödülü kazandı. 1996 yılında Altın madalya kazanarak ve aynı yarışmada yılın en iyi genç aşçısı seçilerek, Türkiye adına bir ilki gerçekleştirdi. İstanbul Marriott Hotel Asia, Halki Palace Heybeliada, Borsa Restorant, Çırağan Palace Kempinski, Holiday Inn Istanbul, Crowne Plaza Istanbul, Crowne Plaza Bükreş ve Hilton ParkSA Istanbul gibi adından sıkça söz ettiren otellerde çalıştı. Türk mutfağını Türkiye sınırları dışına taşırarak, dünyanın çeşitli ülkelerinde yerel mutfakların tanıtımlarında bulunan şef, sivil toplum örgütleri tarafından 2004 yılında, “en başarılı genç girişimci” seçildi. 2006 Şubat ayında yayınlanan ilk yemek kitabı “Sonsuz Mönü”, Gülor Şarapları için hazırladığı “Benzersiz Lezzetler” ve 2009 yılında yayınlanan “Sonsuz Türk Mutfağı” adlı kitapları gastronomi raflarında yerini aldı. Eyüp şef, ayrıca uluslararası profesyonel yemek yarışmalarında ve Türkiye’de düzenlenen yöresel yemek yarışmalarında uzman jüri üyesi olarak görevi üstlenmekte...

2009 yılında Kalamış’ta Hobimle Mutluyum Lezzet Okulunu, 2011 yılı Haziran ayında ise Koşuyolu’nda Anadolu yakasının diplomalı eğitim veren ilk aşçılık okulu olan EKS Mutfak Akademisini kurdu. 2001 yılından beri çeşitli Ulusal TV kanallarında yemek programları yapan Eyüp Kemal Sevinç, önceleri TRT1’de “Açık Büfe”, daha sonra Türkmax'ta “Her Şey Tadında” adlı programlarını sundu. Hâlihazırda hafta içi her gün Türkmaxgurme’de “EKS 101” ve cumartesi günleri Kanal 24'te “Şeflerin Mutfağı” programında sevenleriyle buluşmakta...